Melis
Yeni Üye
Bir İlişkiyi En Çok Ne Güçlendirir? Sevgi mi, Sabır mı, Yoksa “Bulaşıkları Kim Yıkayacak?” Sorusu mu?
İlişkiler üzerine konuşmaya başladığımızda herkesin cebinden bir tavsiye çıkar. Kimi “Aşk varsa her şey çözülür” der, kimi “İletişim şart” diye ciddi bir psikolog edasıyla başını sallar. Ben ise yıllardır şunu düşünüyorum: Bir ilişkinin gerçek dayanıklılık testi, romantik bir akşam yemeğinden çok, market poşetlerini eve taşırken kimin diğerine “Sen dur, ben alırım” dediği anda belli oluyor olabilir.
Çünkü ilişkiler bazen filmlerdeki gibi sürekli gün batımında yürümek değildir. Bazen biri kumandayı kaybeder, diğeri “Ben sana demiştim oraya koyma diye” der ve iki insan küçük bir eşya krizinden uluslararası diplomasi toplantısına geçiş yapar. İşte tam o anlarda ilişkinin gerçek malzemesi ortaya çıkar.
Peki bir ilişkiyi gerçekten güçlü yapan şey nedir? Büyük jestler mi, sürekli romantik mesajlar mı, yoksa küçük ama istikrarlı davranışlar mı? Belki de cevap, bunların hepsinin arkasında duran daha temel şeylerde saklıdır: güven, anlayış, iletişim ve birlikte büyüme isteği.
Güven: İlişkinin Görünmeyen Çimentosu
Bir ilişkinin en güçlü yapı taşlarından biri güvendir. Güven sadece “Beni aldatmaz” düşüncesinden ibaret değildir. Daha geniş bir anlam taşır. Partnerinin yanında kendin olabilmek, hata yaptığında küçük düşürülmeyeceğini bilmek, zor zamanlarda yalnız bırakılmayacağını hissetmek de güvenin parçalarıdır.
İlişkiler üzerine yapılan çalışmalar, sağlıklı iletişim ve güven arasında güçlü bir bağ olduğunu göstermektedir. İnsanlar kendilerini açıkça ifade edebildiklerinde ve karşı tarafın onları gerçekten dinlediğini hissettiklerinde ilişkiler daha sağlam temeller üzerine kurulabilir. Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi+1
Bazen güven büyük olaylarla değil, küçük tekrarlarla oluşur.
“Toplantım uzayacak” dediğinde gerçekten haber vermek…
“Bugün biraz yorgunum ama seni dinlemek istiyorum” diyebilmek…
Verdiği sözü hatırlamak…
Bunlar küçük davranışlar gibi görünür ama ilişkilerin hafızasında büyük yer kaplar.
Düşünsenize, bir insan size her gün küçük küçük “Buradayım” mesajı veriyorsa, o ilişki zamanla güvenli bir limana dönüşür. Ama sürekli belirsizlik yaratıyorsa, en romantik sözler bile bir süre sonra boş bir kutunun içindeki hediye paketi gibi kalabilir.
Erkeklerin Çözüm Odaklı, Kadınların İlişki Odaklı Yaklaşımı: Gerçek Hayatta Nasıl Görünür?
İlişkiler konuşulurken sık yapılan bir hata vardır: Erkekleri ve kadınları tek tip davranış kalıplarına sokmak.
Oysa gerçek hayat çok daha renkli. Her erkek aynı şekilde düşünmez, her kadın aynı şekilde hissetmez. Bir mühendis olan Ahmet ile sanatçı olan Mehmet’in sorun çözme biçimi bile birbirinden farklı olabilir. Aynı şekilde öğretmen Ayşe ile girişimci Zeynep’in duygusal ihtiyaçları da farklı şekillerde ortaya çıkabilir.
Bununla birlikte bazı ilişkilerde sık görülen bir durum vardır. Bazı erkekler sorun karşısında hemen çözüm üretmeye yönelir.
“Bir problem var mı? Tamam, çözüm bulalım.”
Bu yaklaşım aslında iyi niyetlidir. Sevdiği kişinin yükünü azaltmak isteyen biri, doğal olarak harekete geçmek ister. Fakat bazen karşı tarafın ihtiyacı çözüm değil, önce anlaşılmaktır.
Örneğin:
“Bugün çok kötü bir gün geçirdim.”
Bu cümleye verilen iki farklı cevap düşünelim.
Birinci cevap:
“Boş ver, yarın düzelir. Şunu yaparsan sorun çözülür.”
İkinci cevap:
“Gerçekten zor geçmiş gibi görünüyor. Anlatmak ister misin?”
İkisi de kötü niyetli değildir. Birinci kişi destek olmaya çalışırken çözüm arıyordur, ikinci kişi ise duygusal bağ kurmaya çalışıyordur.
Benzer şekilde bazı kadınlar da ilişkiye daha fazla duygusal açıdan yaklaşabilir. Sorunun sadece sonucuna değil, yaşattığı duyguya odaklanabilirler.
Ama burada önemli nokta şudur: İyi bir ilişki, sadece bir tarafın yönteminin kabul edildiği yer değildir. İki kişinin birbirinin dilini öğrenmeye çalıştığı yerdir.
Çünkü bazen “Sana çözüm getirdim” diyen kişinin aslında söylemek istediği şey şudur:
“Senin zorlanmanı görmek istemiyorum.”
Bazen “Beni sadece dinle” diyen kişinin anlatmak istediği de şudur:
“Bu duygunun içinde yalnız kalmak istemiyorum.”
İletişim: Konuşmak Değil, Gerçekten Duymak
Birçok insan ilişkilerde iletişim sorunundan bahseder. Fakat iletişim sadece konuşmak değildir.
İki kişi saatlerce konuşabilir ama birbirini hiç anlamayabilir.
Bir kişi sürekli susabilir ama davranışlarıyla çok şey anlatabilir.
Sağlıklı iletişim, karşı tarafın cümlesinin bitmesini bekleyip kendi cevabını hazırlamak değil; gerçekten ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışmaktır.
Bazen partnerimiz “Bugün moralim bozuk” dediğinde hemen nedenini bulmaya çalışırız.
“Kim yaptı?”
“Ne oldu?”
“Nasıl çözebiliriz?”
Oysa bazen en etkili cevap şudur:
“Yanındayım.”
Basit görünür ama birçok ilişkide eksik olan şey tam olarak budur.
Bir ilişkiyi güçlendiren şey, her tartışmayı kazanmak değildir. Çünkü ilişkiler mahkeme salonu değildir. Bir tarafın avukat, diğer tarafın sanık olduğu bir ortamda sevgi uzun süre yaşayamaz.
Asıl soru şudur:
“Bu tartışmada haklı çıkmak mı istiyorum, yoksa birbirimizi anlamak mı?”
Küçük Şeylerin Büyük Etkisi: Romantizmin Günlük Hali
İnsanlar bazen ilişkiyi güçlendirmek için büyük planlar yapar.
Sürpriz tatiller…
Pahalı hediyeler…
Özel gün organizasyonları…
Bunların elbette değeri vardır. Ancak uzun ilişkilerde asıl farkı genellikle günlük davranışlar oluşturur.
Sabah kahvesini hazırlamak…
Yorgun gelen partnerine kapıyı açarken gülümsemek…
Telefonu bırakıp birkaç dakika gerçekten sohbet etmek…
Bir başarıyı küçümsemek yerine kutlamak…
Bunlar ilişkiyi besleyen küçük yatırımlardır.
Bir arkadaşımın yıllar önce söylediği bir cümle aklımdadır:
“Eşim bana her hafta çiçek almıyor ama hasta olduğumda gece üçte eczaneye gidiyor. Ben onun sevgisini orada görüyorum.”
Belki de sevgi biraz da budur. Herkesin sevgi gösterme biçimi farklıdır.
Kimi kelimelerle sever.
Kimi davranışlarla.
Kimi zaman ayırarak.
Kimi de sessizce yanında durarak.
Mükemmel Olmak Değil, Birlikte Gelişmek
İlişkilerde en büyük yanılgılardan biri, doğru insanı bulunca her şeyin otomatik olarak kolaylaşacağı düşüncesidir.
Oysa iki farklı insanın aynı evde, aynı hayatta, aynı gelecekte buluşması zaten başlı başına büyük bir uyum sürecidir.
Biri erken kalkmayı sever, diğeri gece kuşudur.
Biri plan yapmadan yaşayamaz, diğeri spontane hareket eder.
Biri duygularını hemen paylaşır, diğeri düşünmek için zamana ihtiyaç duyar.
Bu farklılıklar ilişkiyi bozmak zorunda değildir. Asıl mesele, farklılıkların düşman değil öğrenme fırsatı olarak görülmesidir.
Güçlü ilişkilerde insanlar birbirini değiştirmeye çalışmaktan çok birbirini anlamaya çalışır.
“Benim gibi ol” yerine:
“Sen böyle düşünüyorsun, bunu anlamaya çalışıyorum.”
diyebilirler.
Peki Bir İlişkiyi En Çok Ne Güçlendirir?
Belki tek bir cevap vermek mümkün değildir. Çünkü her ilişkinin hikâyesi farklıdır.
Ancak birçok güçlü ilişkinin ortak noktalarına baktığımızda bazı temel değerler öne çıkar:
Güven.
Saygı.
Açık iletişim.
Empati.
Birbirinin yanında olma isteği.
Ve en önemlisi, aynı takımda olduğunu hatırlamak.
Çünkü ilişki iki kişinin birbirine karşı oynadığı bir yarış değildir. İki kişinin aynı hayat yolunda zaman zaman yorularak, bazen tartışarak, bazen gülerek ilerlediği bir yolculuktur.
Belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
“Partnerimden mükemmel olmasını mı bekliyorum, yoksa onunla birlikte daha iyi bir insan olmaya mı çalışıyorum?”
Çünkü güçlü ilişkiler kusursuz insanların değil, birbirini anlamaya çalışan insanların eseridir.
Sonuçta aşk ilk kıvılcımı yakabilir ama ilişkiyi yıllarca ayakta tutan şey, o ateşe her gün küçük bir odun parçası eklemektir. Bazen bir özür, bazen bir kahkaha, bazen de sadece “Ben buradayım” diyebilmek…
Belki de en büyük ilişki sırrı budur: Birbirini bulmak kadar, birbirini her gün yeniden seçebilmek.
İlişkiler üzerine konuşmaya başladığımızda herkesin cebinden bir tavsiye çıkar. Kimi “Aşk varsa her şey çözülür” der, kimi “İletişim şart” diye ciddi bir psikolog edasıyla başını sallar. Ben ise yıllardır şunu düşünüyorum: Bir ilişkinin gerçek dayanıklılık testi, romantik bir akşam yemeğinden çok, market poşetlerini eve taşırken kimin diğerine “Sen dur, ben alırım” dediği anda belli oluyor olabilir.
Çünkü ilişkiler bazen filmlerdeki gibi sürekli gün batımında yürümek değildir. Bazen biri kumandayı kaybeder, diğeri “Ben sana demiştim oraya koyma diye” der ve iki insan küçük bir eşya krizinden uluslararası diplomasi toplantısına geçiş yapar. İşte tam o anlarda ilişkinin gerçek malzemesi ortaya çıkar.
Peki bir ilişkiyi gerçekten güçlü yapan şey nedir? Büyük jestler mi, sürekli romantik mesajlar mı, yoksa küçük ama istikrarlı davranışlar mı? Belki de cevap, bunların hepsinin arkasında duran daha temel şeylerde saklıdır: güven, anlayış, iletişim ve birlikte büyüme isteği.
Güven: İlişkinin Görünmeyen Çimentosu
Bir ilişkinin en güçlü yapı taşlarından biri güvendir. Güven sadece “Beni aldatmaz” düşüncesinden ibaret değildir. Daha geniş bir anlam taşır. Partnerinin yanında kendin olabilmek, hata yaptığında küçük düşürülmeyeceğini bilmek, zor zamanlarda yalnız bırakılmayacağını hissetmek de güvenin parçalarıdır.
İlişkiler üzerine yapılan çalışmalar, sağlıklı iletişim ve güven arasında güçlü bir bağ olduğunu göstermektedir. İnsanlar kendilerini açıkça ifade edebildiklerinde ve karşı tarafın onları gerçekten dinlediğini hissettiklerinde ilişkiler daha sağlam temeller üzerine kurulabilir. Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi+1
Bazen güven büyük olaylarla değil, küçük tekrarlarla oluşur.
“Toplantım uzayacak” dediğinde gerçekten haber vermek…
“Bugün biraz yorgunum ama seni dinlemek istiyorum” diyebilmek…
Verdiği sözü hatırlamak…
Bunlar küçük davranışlar gibi görünür ama ilişkilerin hafızasında büyük yer kaplar.
Düşünsenize, bir insan size her gün küçük küçük “Buradayım” mesajı veriyorsa, o ilişki zamanla güvenli bir limana dönüşür. Ama sürekli belirsizlik yaratıyorsa, en romantik sözler bile bir süre sonra boş bir kutunun içindeki hediye paketi gibi kalabilir.
Erkeklerin Çözüm Odaklı, Kadınların İlişki Odaklı Yaklaşımı: Gerçek Hayatta Nasıl Görünür?
İlişkiler konuşulurken sık yapılan bir hata vardır: Erkekleri ve kadınları tek tip davranış kalıplarına sokmak.
Oysa gerçek hayat çok daha renkli. Her erkek aynı şekilde düşünmez, her kadın aynı şekilde hissetmez. Bir mühendis olan Ahmet ile sanatçı olan Mehmet’in sorun çözme biçimi bile birbirinden farklı olabilir. Aynı şekilde öğretmen Ayşe ile girişimci Zeynep’in duygusal ihtiyaçları da farklı şekillerde ortaya çıkabilir.
Bununla birlikte bazı ilişkilerde sık görülen bir durum vardır. Bazı erkekler sorun karşısında hemen çözüm üretmeye yönelir.
“Bir problem var mı? Tamam, çözüm bulalım.”
Bu yaklaşım aslında iyi niyetlidir. Sevdiği kişinin yükünü azaltmak isteyen biri, doğal olarak harekete geçmek ister. Fakat bazen karşı tarafın ihtiyacı çözüm değil, önce anlaşılmaktır.
Örneğin:
“Bugün çok kötü bir gün geçirdim.”
Bu cümleye verilen iki farklı cevap düşünelim.
Birinci cevap:
“Boş ver, yarın düzelir. Şunu yaparsan sorun çözülür.”
İkinci cevap:
“Gerçekten zor geçmiş gibi görünüyor. Anlatmak ister misin?”
İkisi de kötü niyetli değildir. Birinci kişi destek olmaya çalışırken çözüm arıyordur, ikinci kişi ise duygusal bağ kurmaya çalışıyordur.
Benzer şekilde bazı kadınlar da ilişkiye daha fazla duygusal açıdan yaklaşabilir. Sorunun sadece sonucuna değil, yaşattığı duyguya odaklanabilirler.
Ama burada önemli nokta şudur: İyi bir ilişki, sadece bir tarafın yönteminin kabul edildiği yer değildir. İki kişinin birbirinin dilini öğrenmeye çalıştığı yerdir.
Çünkü bazen “Sana çözüm getirdim” diyen kişinin aslında söylemek istediği şey şudur:
“Senin zorlanmanı görmek istemiyorum.”
Bazen “Beni sadece dinle” diyen kişinin anlatmak istediği de şudur:
“Bu duygunun içinde yalnız kalmak istemiyorum.”
İletişim: Konuşmak Değil, Gerçekten Duymak
Birçok insan ilişkilerde iletişim sorunundan bahseder. Fakat iletişim sadece konuşmak değildir.
İki kişi saatlerce konuşabilir ama birbirini hiç anlamayabilir.
Bir kişi sürekli susabilir ama davranışlarıyla çok şey anlatabilir.
Sağlıklı iletişim, karşı tarafın cümlesinin bitmesini bekleyip kendi cevabını hazırlamak değil; gerçekten ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışmaktır.
Bazen partnerimiz “Bugün moralim bozuk” dediğinde hemen nedenini bulmaya çalışırız.
“Kim yaptı?”
“Ne oldu?”
“Nasıl çözebiliriz?”
Oysa bazen en etkili cevap şudur:
“Yanındayım.”
Basit görünür ama birçok ilişkide eksik olan şey tam olarak budur.
Bir ilişkiyi güçlendiren şey, her tartışmayı kazanmak değildir. Çünkü ilişkiler mahkeme salonu değildir. Bir tarafın avukat, diğer tarafın sanık olduğu bir ortamda sevgi uzun süre yaşayamaz.
Asıl soru şudur:
“Bu tartışmada haklı çıkmak mı istiyorum, yoksa birbirimizi anlamak mı?”
Küçük Şeylerin Büyük Etkisi: Romantizmin Günlük Hali
İnsanlar bazen ilişkiyi güçlendirmek için büyük planlar yapar.
Sürpriz tatiller…
Pahalı hediyeler…
Özel gün organizasyonları…
Bunların elbette değeri vardır. Ancak uzun ilişkilerde asıl farkı genellikle günlük davranışlar oluşturur.
Sabah kahvesini hazırlamak…
Yorgun gelen partnerine kapıyı açarken gülümsemek…
Telefonu bırakıp birkaç dakika gerçekten sohbet etmek…
Bir başarıyı küçümsemek yerine kutlamak…
Bunlar ilişkiyi besleyen küçük yatırımlardır.
Bir arkadaşımın yıllar önce söylediği bir cümle aklımdadır:
“Eşim bana her hafta çiçek almıyor ama hasta olduğumda gece üçte eczaneye gidiyor. Ben onun sevgisini orada görüyorum.”
Belki de sevgi biraz da budur. Herkesin sevgi gösterme biçimi farklıdır.
Kimi kelimelerle sever.
Kimi davranışlarla.
Kimi zaman ayırarak.
Kimi de sessizce yanında durarak.
Mükemmel Olmak Değil, Birlikte Gelişmek
İlişkilerde en büyük yanılgılardan biri, doğru insanı bulunca her şeyin otomatik olarak kolaylaşacağı düşüncesidir.
Oysa iki farklı insanın aynı evde, aynı hayatta, aynı gelecekte buluşması zaten başlı başına büyük bir uyum sürecidir.
Biri erken kalkmayı sever, diğeri gece kuşudur.
Biri plan yapmadan yaşayamaz, diğeri spontane hareket eder.
Biri duygularını hemen paylaşır, diğeri düşünmek için zamana ihtiyaç duyar.
Bu farklılıklar ilişkiyi bozmak zorunda değildir. Asıl mesele, farklılıkların düşman değil öğrenme fırsatı olarak görülmesidir.
Güçlü ilişkilerde insanlar birbirini değiştirmeye çalışmaktan çok birbirini anlamaya çalışır.
“Benim gibi ol” yerine:
“Sen böyle düşünüyorsun, bunu anlamaya çalışıyorum.”
diyebilirler.
Peki Bir İlişkiyi En Çok Ne Güçlendirir?
Belki tek bir cevap vermek mümkün değildir. Çünkü her ilişkinin hikâyesi farklıdır.
Ancak birçok güçlü ilişkinin ortak noktalarına baktığımızda bazı temel değerler öne çıkar:
Güven.
Saygı.
Açık iletişim.
Empati.
Birbirinin yanında olma isteği.
Ve en önemlisi, aynı takımda olduğunu hatırlamak.
Çünkü ilişki iki kişinin birbirine karşı oynadığı bir yarış değildir. İki kişinin aynı hayat yolunda zaman zaman yorularak, bazen tartışarak, bazen gülerek ilerlediği bir yolculuktur.
Belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekir:
“Partnerimden mükemmel olmasını mı bekliyorum, yoksa onunla birlikte daha iyi bir insan olmaya mı çalışıyorum?”
Çünkü güçlü ilişkiler kusursuz insanların değil, birbirini anlamaya çalışan insanların eseridir.
Sonuçta aşk ilk kıvılcımı yakabilir ama ilişkiyi yıllarca ayakta tutan şey, o ateşe her gün küçük bir odun parçası eklemektir. Bazen bir özür, bazen bir kahkaha, bazen de sadece “Ben buradayım” diyebilmek…
Belki de en büyük ilişki sırrı budur: Birbirini bulmak kadar, birbirini her gün yeniden seçebilmek.